GİZEMLİ BLOG

MAGAZİN FOREWER

SİNAMA TVVİZYON

SIFIR OTOLAR

GİZEMLİ TATİL

TEKNOLOJİ CASUSU

LİGBLOG

DOKTOR BLOG



H
O
Ş
G
E
L
D
İ
N
İ
Z

H
O
Ş
G
E
L
D
İ
N
İ
Z

H
O
Ş
G
E
L
D
İ
N
İ
Z





Google

« Önceki |

8/7/2007

Antalya'daki otellerde doluluk yüzde 100'e ulaştı

.

Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği (POYD) Başkanı Volkan Şimşek, Antalya'daki otellerde doluluğun yüzde 100'e ulaştığını bildirdi..

 

POYD Başkanı Volkan Şimşek, mayıs ayının sonundan itibaren Türkiye'ye çok sayıda turist gelmeye başladığına dikkati çekerek, Antalya'daki otellerde geçen ay ve bu ay doluluğun yüzde 100'e ulaştığını bildirdi. Bunun çok iyi bir gelişme olduğunu ifade eden Şimşek, şunları söyledi:
''Antalya'da otellerde yer bulmak çok zor. Temmuz ayı tamamen doldu, ağustos ayı da dolmak üzere. Gelişmeler çok sevindirici. Bu yıl özellikle Rusya'dan gelen turist sayısında büyük artış var. Rusya'dan gelen turist sayısı geçen yıla oranla yüzde 30 arttı. Avrupalı turistler de gelmeye başladı. Turizm çeşitlendikçe gelecek turist sayısı da o kadar artacaktır.''

Türkiye'nin turizmdeki başarısının, turizmdeki artışın rakip ülkeleri korkuttuğunu belirten Şimşek, Türkiye'nin turizmdeki başarısının kıskanıldığını söyledi. Bir Rus gazetesinde ve internet sitesinde, Türkiye aleyhine haberler çıktığına da işaret eden Şimşek, bu tür haberlerin de başarı kıskanıldığı için çıkarıldığını savundu. Şimşek, otellere gelen müşterilerin memnuniyetinin de yüksek olduğunu sözlerine ekledi.

8/7/2007

'Oto Oskarı'na Adapazarlı Auris de talip

.
Avrupa'da yılın 'Otomobil Oskarı' için yarışacak otomobiller arasında Adapazarı tesislerinde üretilen Toyota'nın yeni modeli Auris de var..
Avrupa'da yılın 'Otomobil Oskarı' için yarışacak otomobiller birer birer belli olmaya başladı. Türkiye'den sadece Sabah Gazetesi Otomotiv Yazarı ve Kanal 1'de yayınlanan 0 Kilometre'nin yapımcısı Ufuk Sandık'ın jüri üyesi olduğu Car of The Year (Yılın Otomobili) seçimlerinde, bu yıl 37 modelin yarışması bekleniyor. Car of The Year Organizasyon Komitesi tarafından yayınlanan ilk listede yer alan otomobiller, yarışmaya katılma şartlarına uyup uymadıkları yeniden değerlendirildikten sonra asıl liste belli olacak. Her yıl bu yarışmada, Türkiye'de üretilen ya da Türk tasarımcıların imzasının bulunduğu otomobillere alışmıştık. Daha önceki yıllarda Murat Günak, Hasip Girgin, Murat Güler gibi Türkler tarafından tasarlanan otomobiller Car of The Year'da finalde yarışmış hatta, geçen yıl Güler'in imzasını taşıyan Ford S-Max Oskar'ın sahibi olmuştu. Bu yıl ise Türkler tarafından tasarlanan bir otomobil yok. Fakat, sadece Türkiye'de üretilen bir model yarışmaya katılıyor. Toyota Türkiye Adapazarı tesislerinde üretilen Toyota'nın Auris modeli 37 aday arasında yer alıyor. Toyota, bu yıl Auris'le Oskar'a adını yazdırmak istiyor.

8/7/2007

Yeni Fabia ağustosta Türkiye yollarında

.
Skoda'nın baştan aşağı yenilenen modeli Yeni Fabia, 2008 model olarak ağustos ayında satışa sunuluyor. Müşterilerine Classic, Ambiente, Sport veya Elegance donanım seçeneği, üç benzinli iki dizel motor seçeneği ve farklı renkte tavan opsiyonu sunacak olan Yeni Fabia dinamik ve modern çizgileriyle dikkat çekiyor. Segmentinde Fiesta, Jazz, Corsa, Yaris ve Punto gibi modellerle rekabet edecek Yeni Fabia eski versiyonuna göre daha büyük ve daha geniş. Sınıfının en geniş temsilcisi olarak tasarlanan Yeni Fabia 22 mm daha uzun, 47 mm daha yüksek. Önceki nesille karşılaştırıldığında 18 mm daha geniş diz mesafesi, 42 mm daha yüksek baş mesafesi ve yüzde 15 genişletilmiş bagaj kapasitesi sunan Yeni Fabia'nın 1.2 lt. 70 bg'lik benzinli giriş versiyonu 25-26 bin YTL fiyatla satışa çıkacak. Yeni Fabia'nın yıl sonuna kadar 2 bin adet satması bekleniyor.

8/7/2007

Ferrari'ye yerli rakip: etox

.Yurt dışındaki otomobil fuarlarında herkesin lüks spor otomobilleri incelemesine izin verilirken, Türkiye'deki otomobil fuarlarında belirli kişiler dışında kimsenin bu otomobillere yaklaştırılmamasını içerleyen bir girişimci yerli spor otomobil üretti

 

Ertex Oto Dekorasyon Genel Müdürü Ercan Malkoç, işi gereği sık sık yurt dışındaki otomobil fuarlarına katıldığını, buralarda her isteyenin rahatlıkla lüks spor otomobilleri inceleyebildiğini anlattı. Türkiye'de düzenlenen otomobil fuarlarında ise bu otomobillerin çevresine bant çekildiğini, ünlü ve zenginlerin dışında kimsenin otomobilleri incelemesine izin verilmediğini belirten Malkoç, ''bu duruma çok içerlediğini ve bunun üzerine yerli bir spor otomobil geliştirmeye karar verdiğini'' söyledi.

Malkoç, ilk otomobilin icadının üzerinden yaklaşık 100 yıl, ilk Türk otomobili olan Devrim'in yapılmasının üzerinden de 46 yıl geçtiğini ifade ederek, şöyle konuştu: ''Ülkemizde 1966 yılından bu yana otomobil üretimi yapılmaktadır. Çağımızın ve özellikle de otomobil sektörünün gelişimi göz önüne alındığında, dünya otomotiv sektörüne bir marka kazandırmamış olmamız bizleri çok üzüyordu. Oysa daha 1938 yılında Türkiye, 140 tane avcı bombardıman uçağı üreterek şu an teknolojilerine imrendiğimiz AB ülkelerine satmıştır. 2007 yılındayız ve uçak yapan bir milletin torunları olarak bir otomobil yapamıyoruz. Cesaretimizin temelinde bu çok önemli bir etken oldu. Artık bu konuda bir şeyler yapmamız gerektiğini düşündük ve Etox'u geliştirdik.''

NEDEN SPOR OTOMOBİL?

Spor modellerin firmaların vitrinini oluşturduğunu ve her otomobil tutkunlarının spor modellerin sahibi olmayı hayal ettiğini dile getiren Malkoç, bu nedenle spor otomobil geliştirmeyi tercih ettiklerini kaydetti.

İnsanların spor otomobillerin her ayrıntısındaki beklentilerinin çok yüksek olduğunu anlatan Malkoç, bu otomobillerin hızlı gitmesinin, aynı zamanda en kısa mesafede durmasının istendiğini dile getirdi. Tasarımdaki beklentilerin de bu yönde olduğunu belirten Malkoç, ''Motordaki performansın dış çizgilere yansıması istenir. Bu beklentileri çoğaltmak mümkün. Bu nedenle spor otomobil üretmek zor bir iştir. Projeye başlamadan önce insanlar bize 'bunu yapamazsınız' diye güldüler. Fakat dünyada zoru başaran Porche, Ferrari, Lamborghini gibi firmalar var. Bizde iddialı başlamak istedik. Belki başlangıçta yıldızları hedef seçtik ama sonunda başarılı bir prototip geliştirdiğimize inanıyoruz. Bu araba çok konuşulacak.'' diye konuştu.

Projeye başlarken öncelikle tasarım ekibini oluşturduklarını belirten Malkoç, tasarımın geliştirilmesinin 6 ay sürdüğünü anlattı. Bu aşamada oldukça zorlandıklarını ifade eden Malkoç, şunları kaydetti: ''Çünkü kendi insanımızın beklentileri doğrultusunda bir tasarım hazırlamamız gerekiyordu. Buradaki beklentiler oldukça yüksektir. Hayallerde hep Ferrari ve Porche gibi otomobiller vardır. Biz onlara benzetmek için yola çıkmadık. Deyim yerinde ise spor otomobilde bir sınıf yaratmak için yola çıktık. Tasarım felsefemizin temelinde 4 kişilik günlük hayatta kullanılabilecek bir otomobil üretmek vardı. Hedeflerimizi bu yönde şekillendirdik. Aynı zamanda da tasarımımız performans isteyen kullanıcılara da hitap edecek görsellikte olmalıydı.

Kişiye göre aile otomobili, kişiye göre günlük hayatta kullanılabilecek spor otomobil, kişiye göre tam bir performans otomobili. Kısacası Etox'a baktığınız açılardan bu özelliklerin tamamını görebilirsiniz. Yüze yakın tasarım eskizimiz arasında şu an prototip üretimini yaptığımız modeli
seçtik.''

SERİ ÜRETİM BELGESİ ALDILAR

Etox'un günümüz otomotiv firmalarının tüm tasarım ve prototip üretimlerini kapsayan süreçleri içinde barındıran iki yıllık çalışmanın sonucunda geliştirildiğini ifade eden Malkoç, prototip hazırlama aşamasında tasarım ekibi de dahil 46 Türk personelin görev aldığını belirtti. Malkoç, aracın şasinin yurt dışındaki diğer özel üretilen emsallerindeki gibi örme şasi tekniğine dayanarak kendi mühendisleri tarafından projelendirildiğini kaydetti.

Malkoç, otomobilin bütün parçalarını kendilerinin ürettiğini, sadece motorunu Fransa'daki bir firmadan aldıklarını ifade ederek, ''Bir süre sonra kendi motorumuzu kendimiz üretmeyi hedefliyoruz. Henüz ilk aşamadayız. Gelişime açık bir proje bu'' dedi. Etox'un günümüz koşullarını sağlayabilecek bir donanıma sahip olması nedeniyle fren testlerinde uluslararası geçerliliği olan R 13H testine tabi tutulduğunu belirten Malkoç, test sonucu bu kapsamdaki gereken tüm kriterlere uygunluğunun tespit edildiğini ifade etti. Malkoç fren sisteminin aynı zamanda ABS'yi de kapsadığını dile getirdi. Etox'un, ayrıca İstanbul Teknik Üniversitesi Otomobil Teknolojileri Araştırma Merkezi'nce (OTAM) Sanayi Bakanlığının 2001/16/AT M1 sınıfındaki motorlu araçlar tip onay yönetmeliği kapsamında yapılan tüm testlerden de başarıyla geçtiğini söyleyen Malkoç, Türkiye'de seri üretim (Tip Onay) belgesini aldıklarını kaydetti. Daha önce üretilen yerli otomobiller ''Devrim'' ile ''İmza''nın ''Tip onay belgesi bulunmadığını'' ifade eden Malkoç, Etox'un künyesinde ''Made in Turkey'' yazan ''ilk otomobil olacağını'' söyledi.

Malkoç, şu an da firmanın kendi testi olan 100 bin kilometrelik yol testine başladıklarını ifade etti. Dörtte biri sorunsuz tamamlanan test sırasında gidilen şehirlerde vatandaşların araca büyük ilgi gösterdiğini anlatan Malkoç, henüz tanıtımını gerçekleştirmemiş olmalarına rağmen şimdiden 3 ön sipariş talebi olduğunu belirtti. Malkoç, Etox için gelen sipariş taleplerini yol testi tamamlandıktan sonra alacaklarını kaydetti.

''İLGİ BİZİ SEVİNDİRİYOR''

Dünya otomotiv sektörü için olmasa bile Türkiye için bir marka yaratmanın zamanının çoktan geldiğine inandıklarını ifade eden Malkoç, ''Markayı firmalar yaratmaz, o markayı kullanan insanlar yaratır ve sahiplenir. Etox'a sokakta ve internet ortamında vatandaşlarımızın gösterdiği büyük ilgi bu konuda bizi oldukça sevindirdi'' dedi. Etox'un, piyasadaki spor otomobiller arasında ''en düşük yakıt tüketimine sahip araç olacağını'' saivunan Malkoç, standart modelin şehir içinde 5.7, şehirler arasında ise 4.1 litre yakıt tüketimine sahip olduğunu söyledi.

Malkoç, en düşük Ferrari modelinin fiyatı 400 bin avrodan başlarken, Etox'un bunun 5'te biri oranında 100-150 bin YTL fiyat aralığında satışa sunulacağını kaydetti.

''TANITIMI ZAFER BAYRAMI'NDA YAPILACAK''

Etox'un geliştirilmesini ''Türk otomotiv sanayinin bir zaferi'' olarak gördüklerini anlatan Malkoç, bu nedenle aracın tanıtımını da 30 Ağustos Zafer Bayramı'nda yapacaklarını söyledi. Yol testlerinin tamamlanmasının ardından hemen seri üretime geçmek istediklerini bildiren Malkoç, Etox'un üç ayrı motor seçeneği ile satışa sunulacağını dile getirdi.

İlk etapta yılda 20 araç yapmayı hedeflediklerini, ilerleyen yıllarda de bu rakamı 500'e kadar çıkarmak istediklerini ifade eden Malkoç, araçlarının her birinin kişinin istediği üzere ayrı ayrı özelliklere sahip olacağını kaydetti.

Malkoç, daha şimdiden Güney Kore'den bir firmanın projeye ortak olmak istediğini belirterek, ''Ancak yerli bir firmayla ortak olmayı tercih ederiz'' dedi. Gerek çizgileri, gerek kullanım özellikleri ve gerek motor çeşitliliğiyle anlatan Etox'un, 125 beygir (hp) gücünde 1500 cc hacminde dizel motor kullanılan standart modelinin yanı sıra 220 hp güç üretebilen 3000 cc dizel ve daha fazla performans isteyenler için de 272 hp güç üretebilen özel bir V6 benzinli motor seçenekleri bulunuyor.

LAMBORGHİNİ DE BÖYLE BAŞLAMIŞTI

Ünlü spor otomobil Lamborghini de benzer bir hikayeyle üretilmeye başlanmıştı. İkinci Dünya Savaşı'nın öncesi ve sonrasında önemli bir traktör üreticisi olan Ferruccio Lamborghini'nin bir Ferrari otomobili vardı.
Ferrari'nin debriyaj aksamının kendi traktörleriyle aynı olduğunu fark eden Lamborghini, Enzo Ferrari ile görüştü ve onu bu konuda eleştirdi. Fakat Enzo Ferrari Lamborghini'yi basit bir traktör üreticisi olarak görerek onu dinleme gereği duymadı. Bunun üzerine Lamborghini, Ferrari'ye rakip kendi spor arabalarını üreterek, Enzo Ferrari'den intikam almaya yemin etti. Daha sonra Ferrari'yi eleştirdiği her konuda Ferrari'den çok daha üstün olan Lamborghini 350 GT'yi yaptı.

AA

 

8/7/2007

Mayın avcısı robotlar!

.
Sosyal yaşam bakımından en gelişmiş hayvanlardan olan arı ve karıncaların örgütlenme ve iletişim sistemleri, robot teknolojisine ilham kaynağı oldu.

ODTÜ'lü bilim adamları, arı ve karıncaların örgütlenme ve iletişim yeteneklerinden esinlenerek, bir araya geldiklerinde sürü zekası
özellikleri gösteren ''oğul robotlar'' üzerinde çalışıyor.

''Sürü Robotlar'' da denilen robotların ''çekirge sürüleri'' gibi uçarak, insansız hava araçlarının koordinasyonlarında ve mayınlı bir alanda güvenli bir koridor açmak ya da savaş alanında iletişim ağı oluşturmak gibi görevlerde kullanılması öngörülüyor.

Pil ile çalışan CD büyüklüğündeki robotlar, etraflarını ve birbirlerini algılayabilip kablosuz ağ ile birbirleriyle haberleşebiliyor.

Şu anda karada hareket yeteneğine sahip örnekleri yapılan robotların, gelecekte suda ve havada da hareket edebilecek türlerinin yapılabileceği
belirtiliyor.

Orta Doğu Teknik Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Erol Şahin, robotların yapımının gerçekleştirildiği KOVAN Araştırma Laboratuvarı'nın güncel ve teknik açıdan ileri seviye otonom robot bilimi araştırmaları yürüttüğünü söyledi.

Laboratuvarın 6. Çerçeve Programında desteklenen ''Avrupa Robotik Mükemmeliyet Ağı''nın Türkiye'deki ilk üyesi olduğunu kaydeden
Şahin, karıncaların ve arıların örgütlenmelerinden ve iletişim kabiliyetlerinden esinlenerek 12 adet hareketli robottan oluşan
bir ''robot sürüsü''nü ürettiklerini ifade etti.

Şahin, çalışmalarının TÜBİTAK tarafından da desteklendiğini belirterek, robotların CD büyüklüğünde olduğunu ve çevresindeki diğer robotları
doğrudan ayırt edebilme özelliğine sahip olduklarını söyledi. Robotların kablosuz iletişim kurabildiklerine işaret eden Şahin, tüm robotların
aynı anda programlanabildiğini dile getirdi.

Robotların, geliştirilmekte olan çok yönlü kamera ile çevrelerinin 360 derece görüntülerini alıp Linux adlı özgür işletim sistemi üzerinde gerçek zamanda işleyebileceklerini belirten Şahin, robotların üç kalem
pille 7 saat çalışma özellikleri ile dünyadaki benzerlerinden daha üstün teknolojide olduğunu bildirdi.

Şahin'in verdiği bilgiye göre, robotlar, modüler tasarımları ile bilimsel araştırma düzeyinden eğitim düzeyine kadar birçok farklı alanda kullanılabilecek esneklikte... Şu anda karada hareket yeteneğine sahip olan robotlarda geliştirilecek koordinasyon mekanizmalarının, yakında suda veya havada hareket edebilecek robotlar veya insansız araçların kontrollerine de uygulanabileceği öngörülüyor.

Yakın zamanda mikro insansız hava araçlarının, çoklu sayılarda savaş alanlarının üzerlerinde ''çekirge sürüleri'' gibi uçarak muharip kuvvetlere bilgi ve ateş gücü desteği sağlamasının öngörüldüğüne işaret eden Şahin, geliştirmekte oldukları teknolojinin bunların koordinasyonlarında da kullanılmasının beklendiğini belirtti.

Otonom robot araştırmaları hakkında da bilgi veren Şahin, bu tür araştırmaların amacının belirsizlikler ve bilinmeyenlerle dolu ortamlarda çalışabilen robotlar yapmak olduğunu söyledi. Şahin, şunları kaydetti:

''NASA tarafından gönderilmiş olan Sojourner ve sonrasında Spirit ve Opportunity isimli yarı-otonom (kısmi olarak insan tarafından kontrol
edilen) robotlar, Mars üzerinde dolaşıp ölçümlerde bulunarak, otonom robot teknolojisinin insanlar için tehlikeli ve ulaşılması güç olan
görevleri başarıyla üstlenebileceğini göstermiştir. Afganistan ve Irak gibi riskli bölgelerde insansız uçaklar, tehlikeli keşif görevlerinde
kullanılmaktadır. Benzer şekilde yarı-otonom robotlardan afet bölgelerinde insan hayatını kurtarabilmek için ön inceleme amaçlı olarak
yararlanılmaya başlanmıştır.'

''KARINCALARDAN İLHAM ALDIK''


Karıncaların ve arıların kendi aralarında iyi örgütlendiklerini ve bir düzen içinde yaşadıklarını anımsatan Şahin, karınca topluluklarında
her bir üyenin üzerine düşeni eksiksiz yaptığını belirterek, ''robot sürüleri''nde de karıncaların bu çalışma prensibini örnek aldıklarını anlattı.

Karınca, termit, arı gibi sosyal böceklerin bir araya gelerek oldukça karmaşık işleri gerçekleştirebildiklerine dikkati çeken Şahin,
bu türlerin kimi zaman onlarca, kimi zaman ise on binlercesinin bir araya gelerek çalışabildiğine işaret etti. Bu sistemlerden esinlenip
bireyler arasındaki etkileşimi, esneklik ve sağlamlığı önde tutup çözümlere odaklanan yaklaşıma ''sürü zekası'' dendiğini ifade eden Şahin, robotlardan oluşan oğulların, istenen bir kolektif davranışı ortaya çıkarabilmeleri için tasarlandıklarını söyledi.

''MAYIN TEMİZLEYEBİLİRLER''

Robot sürülerinin gündelik yaşamda tehlikeli olan, zamana bağlı olarak ölçeklenmesi gereken ve dayanıklılık gerektiren işlerde kullanılabilirliğini vurgulayan Şahin, şöyle devam etti:

''Bir gölün çevresel takibi, robot sürülerinin olası kullanım alanlarındandır. Robot sürülerinin dağıtık algılama yeteneği, zehirli bir kimyasal maddenin göle karışması gibi tehlikeli durumların anında tespit edilebilmesine olanak tanır. Robotlar, hareketli oldukları için tehlike bölgesinde odaklanabilirler, dolayısıyla problemin kaynağını ve yayıldığı alanı daha net belirleyebilirler. Ayrıca, sürü kendi kendine örgütlenerek kaçağın önünü kesecek bir yama oluşturmak suretiyle hızlı bir şekilde müdahalede de bulunabilir.''

Bir veya az sayıda karmaşık robotun insan güvenlik görevlisi yerine de kullanılabileceğini söyleyen Şahin, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Yangın gibi çeşitli tehlikeli durumlar, robotların alana yayılmış olmalarından dolayı hızla tespit edilebilir. Mayınlı bir alanda güvenli
bir koridor açmak veya savaş alanında iletişim ağı oluşturmak gibi görevler ise yine robot sürüleri tarafından yerine getirilebilecek
tehlikeli ve başarısızlık veya eksikliklere karşı dayanıklılık gerektiren işlerdir. Daha karmaşık ve pahalı tek bir robot mayın temizleyiciden farklı olarak, robot sürülerindeki bireylerin bir kısmı bilerek (mayını patlatmak için robotun kendini feda etmesi gibi) veya bilmeyerek kaybedilse bile robot sürüsü verilen görevi başarıyla tamamlayabilir. Kaybedilen bireylerin yerine yenisi kolaylıkla konulabilir.''

8/7/2007

Bu kumaşlar serin tutuyor

.
Mevsim normalleri üzerinde seyreden hava sıcaklığının iç ve dış giyimdeki tercihlere de yön verdiği, son dönemlerde serin tutma özelliğiyle bilinen başta ''bambu'' kumaş başta olmak üzere, tencel, thermolite ve coolmax türü kumaşların rağbet gördüğü bildirildi...
 
Adana Giyim Markaları Derneği (AGİMAD) Başkanı Hasan Ayyıldız, dünyada hızla yayılan sağlıklı yaşam trendinin tekstil sektöründe de görüldüğünü, iç ve dış giyim ürünlerinde şık görüntüden çok, rahatlığın tercih nedeni olduğunu belirtti.

Ayyıldız, son günlerde mevsim normalleri üzerinde seyreden hava sıcaklığının, doğal elyaflardan yapılmış kumaşlara ilgiyi yoğunlaştırdığını, bu kumaşların serin tutma özelliklerinin yanı sıra antibakteriyel özelliğinin de bulunduğunu ifade etti.

Bambu, tencel, thermolite ve coolmax türü kumaşların serin tutma özelliği nedeniyle dış giyimden sonra iç giyimde de kullanılmaya başlandığına dikkati çeken Ayyıldız, ''Bu kumaşların, pamuk elyafına göre tek dezavantajı mukavemetinin düşük oluşu'' dedi. Ayyıldız, serinlik veren kumaşlar arasında en fazla tercihin de ''bambu''bitkisinden üretilen kumaş olduğunu belirterek, şunları söyledi:

''Bu bitkiden elde edilen elyaf, Türkiye'de iplik haline getiriliyor. Doğal ipliklerin hammaddesi olarak kullanılan bambu ağaçları, dilim dilim kesildikten sonra modifiye edilip hamurlaştırılarak elyaf haline getiriliyor, sonra elyaflarından ayrıştırılıyor ve çeşitli makinelerde teknik işlemlerden geçirilerek ipliğe dönüştürülüyor. Bu işlemler sırasında ipliklerin tamamen doğal ve saf kalmasına dikkat ediliyor.''

Ayyıldız, hafif bir dokuya sahip olduğu için serinlik veren bambunun çok
iyi nem çektiğini ve hava geçirgenliği sayesinde bedene nefes aldırdığını belirterek, ''Bu kumaş, merserize işlemi de gerektirmeyecek kadar parlak özelliğe sahip. Vücut terini pamuktan daha hızlı emiyor. Ultraviyole ışınlarını kırıyor, antibakteriyel özellik taşıyor. İçeriğindeki 'bambu kun' maddesi sayesinde deride alerji yapmıyor'' dedi.

EV TEKSTİLİNDE DE TERCİH EDİLİYOR

Bambu kumaşların önce dış giyimde ardından da iç giyimde öncelikli tercih olduğunu vurgulayan Ayyıldız, bu kumaşın giyimin yanı sıra nevresim, tıbbi giyim, perde ve yatak çarşafları gibi ev tekstilinde de yaygın olarak kullanıldığını anlattı. Ayyıldız, bitkisel kökenli doğal bir ürün olan ''tencel'',
''thermolite'' ve ''coolmax' adı verilen kumaşların da yine bambu gibi serin tutma özelliğine sahip olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:

''Tencel, bitkisel kökenli doğal bir ürün olması nedeniyle vücuda nefes aldırabilir özelliğe sahip. Oldukça yumuşak olan bu kumaş, havayı sirküle ediyor, teri pamuktan daha fazla emiyor ve konforlu kulanım sağlıyor. Kırışıklık tutmayan bu kumaşı özellikle kadınlar tercih ediyor. Thermolite kumaş ise termal bir özelliğe sahip. Nem transferini hızla yapan bu kumaş, vücudun nemden rahatsız olmasını önlüyor, çok çabuk kuruyor.

Coolmax ise tencel ve thermolite kumaşın özelliklerini bir arada topluyor. Serin tutan, çabuk kuruyan, kırışık tutmayan, buharlaşmayı kolaylaştıran ve vücudun nefes almasını sağlayan bu ürün vücut terini barındırmayarak içine çekiyor.''

AA

8/7/2007

Orgazm olmak için neler yapmalıyım?

.

25 yaşındayım. Oldukça stresli diyebileceğim bir işim var. Son 1-2 aydır alkol tüketimim hatırı sayılır düzeyde artmıştı. Buna bağlı olarak sigara tüketimim de artmıştı. Ancak diğer taraftan sigara ve alkol konusunda, kendimi düzene sokmaya başladım ve son birkaç haftadır ikisini de azalttım, hatta sigarayı bıraktım diyebilirim. Bunların haricinde orgazm olabilmek için daha neler yapabilirim?
Orgazm; normal bir vücut fonksiyonudur, istemli bir reflekstir ve öğrenilebilir. Orgazm sorunları ve bozukluklarının tedavisinde, öncelikle orgazm olamamayı herhangi bir hastalık olarak görmemek önemlidir. Cinsel ilişki sırasında tek hedef de bu değildir. Buna odaklanarak seksten alacağınız tatmin duygusunu azaltmayın. Ancak yine de bu konuda bir şikayetiniz varsa cinsel fonksiyon bozukluğuyla uğraşan çağdaş ve yeni yöntemleri uygulayan bir hekime başvurmanızda fayda var.

HEDEF ORGAZM OLMAMALI
Tedavide hedef; orgazmı cinselliğin en önemli amacı olarak görmekten vazgeçmektir. Ön sevişme, uyarılma, cinsel tecrübe, zevk ve cinsel partnerlerin birbirlerinin bedenlerini daha yakından tanımaları gibi bir dizi önlem alınabilir. Bu nedenle eğer orgazm olamamayı bir sorun olarak görüyorsanız cinsel terapi almalısınız. Bu konuda doktorunuz size orgazm konusunda egzersiz önerebilir. Kegel egzersizlerini isterseniz kitaplara bakarak deneyin.

8/7/2007

Cinsel hastalıklardan tek eşlilik değil sadakat korur!

.
Cinsel hastalıklardan korunmak için sadece evlilik çözüm değil! Şüpheniz varsa; bunlardan korunmak için korkmayın, utanmayın, sorun! Unutmayın, her şeyin bir çaresi var!..
 
Gerçekten belirli bir risk altındasınız. Cinsel temastan sonra hastalık belirtilerinin ortaya çıkması için geçen süre, yani kuluçka süresi hastalıktan hastalığa fark gösterir. Her zaman bir belirti olmayabilir. Kuluçka süresi; bel soğukluğunda günler, klamidyoz ve hepatit B gibi hastalıklarda haftalar, frengide aylar ve AIDS hastalığında ise yıllarla olabilir. Tanı konması ve tedavi için cinsel yolla bulaşan bir hastalıktan şüphelendiğinizi söyleyerek doktora gitmelisiniz. Doğal olarak aldatan erkeklerin eşleri AIDS virüsü, hepatit B virüsü ve frengi mikrobu yönünden risk altındalar. Bu yüzden sürekli tekrarladığımız şey; tek eşlilik cinsel hastalıktan korumak için yeterli değildir. Bu hastalıklardan korunmak için eşinizin de tek eşli olması gerekir!

UTANMAYIN, KORKMAYIN...
Ancak lütfen cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korkmayın, utanmayın, kendinizi ve sevdiklerinizi korumak için önlem alın. Ayrıca AIDS testi kan analiziyle yapılıyor. Bunu yaptırabilirsiniz. AIDS, ihbarı zorunlu bir hastalıktır! Ancak kimliğinizin deşifre olmasını istemiyorsanız size bu konuda doktorlarınız anlayış gösterecektir. Bir jinekolojik muayeneden geçip, bel soğukluğu, kamidyoz, candidiyazis, genital herpes, trikomoniyazis vb. diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklar açısından kontrol edilebilirsiniz. Cinsel yolla bulaşan hastalıklar tedavi edilebilir. Hatta bir zamanlar son derece korkunç hastalık olarak gösterilen pek çok virüs artık birkaç antibiyotikle düzelebiliyor; önemli olan erken önlem alabilmek. AIDS'in şu an için bilinen kesin bir tedavisi yok. Ancak AIDS'e karşı tedavi protokolleri çok gelişti, artık AIDS ölümcül hastalık olmaktan çıktı. Bizim için önemli olan bu hastalığın zamanında teşhis edilebilmesi. Ayrıca hepatit B'den de aşı yaptırarak korunmak mümkün.

8/7/2007

Kısırlıkta erkekler kadınları geçti

.
Çocuk sahibi olamama sorununda, erkeğe bağlı faktörlerin daha hızlı artış gösterdiği, daha önce yüzde 15-20 olan bu oranın son araştırmalara göre yüzde 60'ı bulduğu bildirildi..
 
Adana'da faaliyet gösteren bir tüp bebek merkezinin kurucularından Prof.
Dr. Turan Çetin, dünya ortalamasında olduğu gibi Türkiye'de de her 100 çiftten 15'inde üreme sorunları yaşandığını belirtti.

Prof. Dr. Çetin, tıp imkanlarının henüz gelişmediği yıllarda çocuk sahibi olamama sorumluluğunun yüzde 100'ünün kadınlara yüklendiğini, bu yüzden eşlerini boşayanlara sıkça rastlandığını anımsatarak, şunları söyledi; ''Daha önce yüzde 15-20 seviyesinde olan erkekten kaynaklı çocuk sahibi olamama sorunu yüzde 60'lar seviyesine ulaştı. Bu konuda kadınlar yüzde 40 sorumluluğa sahip. Kadınlar tedavi konusunda oldukça istekli, ancak erkeklerde aynı duyarlılığın bulunduğunu söyleyemeyiz. Erkeklerin, kısırlığı (iktidarsızlık) gibi algılaması işimizi zorlaştırıyor.
Kadınlar ve sağlık ekibi erkeği tedaviye güçlükle ikna ediyor.''

''ERKEKTE KISIRLIK NEDENLERİ''

Çetin, çevre kirliliğinden alkole, sigaradan bazı ilaçlara ve hatta mesleğe kadar pek çok etkenin erkekte kısırlık sebebi olabildiğini vurgulayarak, aldıkları hasta öyküleri, deneyimleri ve istatistik çalışmalarıyla da kısırlıkta sıcağın da olumsuz etkenlerden biri olduğunu gördüklerini bildirdi.

Sıcak havanın canlı sperm sayısını azalttığını, dar pantolonların ise kadınlarda olduğu gibi erkeklerde de üreme sorunlarına yol açtığını vurgulayan Çetin, şunları kaydetti; ''Yüksek ateşli hastalıklarda, karaciğer ve böbrek hastalıklarında, sperm yapımı ve kalitesi düşer. Ayrıca şeker hastalığı, nörolojik hastalıklar, travma sonucu bel omurlarının hasarlanması, mesane ya da idrar yolları ile ilgili ameliyatlar sperm oluşumunu olumsuz etkiler. Bazı ilaçların ve radyasyonun da testisi bozarak kısırlığa yol açtığını biliyoruz. Bunların başında kanser kemoterapisi gelir. Kemoterapi ilaçları da sperm hücrelerini öldürür.''

PSİKOLOJİK FAKTÖRLER

Çetin, merkezlerinde sürekli psikolog bulundurarak, tedavi gören kadın ya da erkeğe destek sağladıklarını belirterek, ''Öncelikle hastanın bu sorunu aşacağına inanması, karamsarlığa kapılmaması ve doktoruna güvenmesi gerekiyor. Aksi takdirde umutsuzluktan kaynaklı stres biz ne kadar çaba harcarsak harcayalım çocuk sahibi olmayı engelliyor'' dedi. Kısırlık sorununun giderilmesindeki başarı oranının da hem kadınlarda hem de erkeklerde yüzde 60 olduğuna işaret eden Çetin, şöyle devam etti:
''Artan kısırlık oranlarına rağmen, kadın ya da erkeklerden kaynaklı olsun çocuk sahibi olamama probleminin çözümünde tıp imkanları oldukça gelişti. Hatta, tek bir canlı spermi bile bulunmayan erkeklerin testislerine kadar inerek canlı spermi buluyor ve laboratuvar ortamında kadından alınan yumurta ile dölleyebiliyoruz.''

AA

8/7/2007

Cimbom Nuno Gomes'i ikna etti

.Feldkamp'ın ısrarla "Bu takıma ünlü bir golcü istiyorum" demesi üzerine harekete geçen Galatasaray yönetimi, Benfica'nın 31 yaşındaki forveti Nuno Gomes'le prensipte anlaştı.

Milli Takımlar Teknik Direktörü Fatih Terim'in Fiorentina'dan eski öğrencisine "Galatasaray'a gel" demesi üzerine bir açıklama yapan Nuno Gomes, "Galatasaray'a gelmeye hazırım. Ancak önce kulübümle anlaşmaları gerekir" dedi. Futbol A.Ş. Genel Müdürü Adnan Sezgin'in Portekiz'e giderek Benfica kulübü ile Nuno Gomes için pazarlık masasına oturacağı belirtildi.

GALATASARAY TEK BAŞINA KALDI

Nuno Gomes için Benfica'ya geçtiğimiz ay 4.4 milyon euro teklif eden West Ham, Liverpool'un başarılı oyuncusu Craig Bellamy'yi gündemine alınca Portekizli oyuncudan vazgeçti.

İngiliz ekibinin geri adım atması, Gomes'in fiyatının artmasından çekinen sarı-kırmızılı yöneticileri memnun etti.

Bağlantılarım

Blogcu ile yapıldı